bir ölüm,
hepsi bu;
yakın olur diye neden ürktüğüm?
Bir fotoğraf,
özlenen;
silip tozunu duvarlara astığım…
Bir yol,
bazen ıslak, bazen tozlu
ve güneşler emziren…
Bir kadın,
Koynumda;
aşktan sevinç devşiren…
Bir çocuk,
Uykuda;
düşlerle güneşlenen…
Bir sözcük,
peşisıra koştuğum ah o soylu serüven!
Serüven, mesihtir;
mesih,
şiirdir...
Mesih şiirdir;
gövdesine kan oturmuş ve kızılca gözbebeği,
o’dur gemisini alaborada yitiren kaptan,
yazmayı hep yaşamaya yeğ tutan.
O’dur ki bir bedevi,
kendi çölüne yağmurlar yağdıran
ve İsa’nın evrenini keşfeden şeytan!
Yine akşamdır…
Nutku tutulmuştur ufkumuzun,
gece kâh ayaz, kâh cehennemdir;
kalmışız, bu demdir!
Ne arayan ne soran,
uyku sarhoşluğudur camlara vuran...
Mesih şiirdir;
bunu bilir ve söyler akordeoncu kâzım…
Melike, âşık kız ve hülyalı.
Bunu yazar, bunu!
Bizim efkârlarımızda hep bir mızıka çalar
ve yüreklerimizin avlusunda esrik bir keder konaklar...
Daha isterik hüzün sendromları.
Fırat’ın kıyısından ılgıt ılgıt yel eser;
ne desem şiir eser... Şiir eser!
Mesih ey,
adım
adın,
adın
adım;
adım
adım
adandım.
Adamdım,
adını
adlandırdım:
M e s i h , ş i i r d i r…
YILMAZ ODABAŞI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder