28 Mart 2010 Pazar

"sen" diyorum
ve
not düşüyorum
bu düşü yorumlarken,
düşük yapmış
cümleme
düşüşen düşkünlüğümü...
"ten" giyiyorum
ve
ne kadar güzel oldu diyorum:
bir habere bülten olacak
yazıldıkça okunamayacak
çıplak kalemim üzerine
üşüşen düş günlüğümü..

zaman;
sanki zam anlarında
anlamsız,muazzam
bir zanlı gibi
sus kesiliyor sustalısıyla..!
neyseki soruma cevap...
nerelisin?
-"zan"lı...
saman;
sanki benden daha soğuk diye alevi"
""hız"lık zarına ağlıyor
bir kenarda çökük
seyreyliyor seyranını.
"adımın baş harfini siliyorum"
efsaneleşmek için,
belki korkuyorum cevaptan ama;
kimsin diyorum?
-"tanrı."

ve anlıyorum.
günlerden haz ertesi
saat "suç"u biraz geçmiş,
yani
"suç"u bucağı olmayan
bir yaz geçmiş
kiraz mevsimi dudaklarının
ırzına..!

oysa diyordun ya
"dar alanda kısa kaslaşmalar
her sevişme esnası,
zar falan değil "zamandır" tutulan,
iki bedenin
ortak paydası."
bense diyordum ya
var olanda "sus"a konuşmalar
tensel bir hazzın
ana teması.
kar falan değil gerçek beyazlık,
"uykudur."
yani çarşafın temiz kalması..!

sen
düşlengeç oyununda
üşengeç bir kafiye olmak için
üşen ve geç "kal"dın
sadakat dersini anlatan
öğretmenin gözünde...
bense hala
mucizevi ilaçlar sözlüğünde
tek bir sözcük arıyorum,
hani, ilacım olsa
hem sürer hem yazardım
"kelime...!"
(ü.k.p)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder